İstanbuL,  İstanbul Tarihi Yerler,  Müzeler

Ayasofya Müzesi

İstanbul’da bulunan en eski kilise olan Ayasofya, Bizans kiliselerinden bir tanesidir. Bizanslılar arasında Hagia Sophia olarak anılan Ayasofya, bir süre kilise olarak kullanılmış daha sonra cami olarak restore edilmiştir. Uzunca bir süre cami olarak kullanıldıktan sonra müze hizmetine açılan bu eser muhteşem bir mimariye sahiptir. Bugün bilinen adıyla Ayasofya aynı yerde aynı isimle inşa edilmiş 3.Ayosofya’dır.



Ayasofya’nın Tarihçesi

İstanbul’da bulunan en gösterişli kilise olarak tanımlanan Ayasofya uzun süre Hıristiyan âlemi tarafından kullanılmıştır. Birbirinden farklı zamanlarda 3 kez ayrı ayrı inşa edilen Ayasofya pek çok deprem, yangın, işgal atlatmıştır. Bu nedenle hem Hristiyan halk hem de Müslüman halk açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. İlk kez 360 yılında yapılan Ayasofya son kez 537 yılında inşa edilmiştir. Bunun yanında bu tarihten sonra yaşanan pek çok doğal afet, savaş gibi olumsuz etkilerle tekrar onarılması gerekmiştir. Ne var ki 3.inşası sonrasında baştan yapılması gerekmemiştir.

989 yılında yaşanan depremle bir süre kullanıma kapanan Ayasofya 5 yıllık bakımla en büyük olumsuzluğu atlatıp onarılmıştır. Sonrasında dönemsel bakımları düzenli olarak yapılmaya devam edilmiştir.

1.Ayasofya’nın İnşası ve Tarihçesi

İlk kez inşa edilen Ayasofya 15 Şubat 360 yılında tamamlanmıştır. Büyük Constantinus’un oğlu olan Constantius tarafından inşa ettirilen kilise, döneminin en büyük kilisesi unvanına sahiptir. Ayasofya’nın aynı zamanda Megalo Ekklesia olarak anılmasının diğer nedeni büyük olmasıdır. İslamiyet’ten sonra 404 yılında İstanbul’da meydana gelen büyük yangında birinci Ayasofya’da yanmış, tadilat yapılamayacak duruma gelmiştir.

2.Ayasofya’nın İnşası ve Tarihçesi

Birinci Ayasofya’nın yangında kül olmasının ardından yerinde pek çok eser inşa edilmek istenmiş ancak yeniden tasarlanmasına karar verilmiştir. İkinci Ayasofya yapımına İmparator II. Theodosios zamanında karar verilmiş ve hemen başlanmıştır. Tamamen bitmesi ise 10 Ekim 415 yılında gerçekleşmiştir. 5 adet neften oluşan kilise, Bazalika tarzında inşa edilmiştir. Oldukça eski ve ahşap bir tasarıma sahip olan ikinci kilise de birincisi ile aynı kaderi paylaşmış yanarak kül olmuştur. Birinci Ayasofya’nın aksine ikincisi kasten 13 Ocak 532 yılında Nika Ayaklanması sırasında yakılmıştır. Yanmasının hemen ardından daha görkemli ve gösterişli kilise çalışmaları başlamıştır.


3.Ayasofya’nın İnşası ve Tarihçesi

532 yılında kasten yakılan ikinci Ayasofya kilisesi yerine imparator İustinianos’un emri ile yeniden kilise inşa edilmesine karar verilmiştir. Görevlendirilen mimarlar ise tüm Roma’da tanınan Tralleis’li (Aydın) Anthemios ile Miletolu İsidoros olmuştur. Yapım aşamasında yüzlerce usta görev almış, 10 binlerce işçi çalıştırılmıştır. O güne dek inşa edilen en görkemli kilise olması konusunda emir alınmıştır. İmparatorluğun hemen her yerinden en kaliteli malzemelerin taşındığı kilise,  5 yıl 10 ay içerisinde tamamlanmıştır. 27 Aralık 537 yılında 3. Ayasofya ilk dini ayine açılmıştır.

Ayasofya’nın Osmanlı Devleti Döneminde Kullanımı

Ayasofya Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesi ile beraber camiye döndürülmüştür. Fetih gerçekleştirildikten sonra yapı baştan sona onarılmış, her detay ustaca gözden geçirilmiş ve cami niteliğine kavuşturulmuştur. Yanına Mimar Sinan tarafından birçok minare yerleştirilmiştir. Bu minareler aynı zamanda yapının destek kolonları olarak tasarlanmıştır.


Osmanlı Devleti boyunca cami olarak kullanılan yapı en kapsamlı tadilatı Sultan Abdülmecit zamanında geçirmiştir. Dönemin önemli isimlerinden biri olan Fossati, bu dönemde Ayasofya’yı onaran isimlerden biri olmuştur.

16 ve 17.yy içinde mihraplar, minber, vaaz kürsüsü ve maksureler eklenen Ayasofya, bir süre daha cami olarak kullanılmıştır. Yapılan düzenlemelerin ardından Atatürk ve Bakanlar Kurulu kararı ile 1 Şubat 1935 yılında müze olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bugün yerli yabancı binlerce kişi tarafından ziyaret edilen kapsamlı bir müze olarak ziyaretçileri kabul etmektedir.

Doğma Büyüme İstanbullu, Doğuştan İstanbul Delisi... Taşı toprağı altın sayılan bir şehir varsa, o da İstanbuL… Her köşe başında farklı bir lezzet, her yerinde tarih, her sokağında bir kedi, dillere destan Boğaz manzarası ile vazgeçemediğimiz şehir. İstanbul'a deli olmamak mümkün mü?

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: