Süleymaniye Camii

Tarihi Süleymaniye Camii

Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1551-1558 yılları arasında yaptırılan cami sadeleğin tüm görkemi ile dönemin ünlü mimarı Koca Sinan (Mimar Sinan)’ın Osmanlı geleneksel üslubu ile yapılmıştır.

Cami ve etrafında yapılan yapıların İstanbulun gelişimine katkıları fazladır. Yapıldığı dönemde caminin çevresine hastane, medrese, ihtiyaç sahipleri için yemek sağlanan imarethaneler de vardı. İnşa edildiği vakit yanına dört adet medrese, günümüzde yüksekokul olarak  tabir edebileceğimiz; Dar-ül Hadis yani Osmanlı eğitim sistemindeki yüksek seviye medrese yapılmıştır. Ayrıca Misafirhane (Tabhane)ve Ziyafet Salonu (Dar-ül Ziyafe) bulunur.

Eczane, İlkokul (Sıbyan Mektebi), kütüphane de cami çevresindeki diğer yapılardı.

Süleymaniye Camii’nin Mimarisi

Yapımı sırasında çalışanlar Osmanlı ülkesinin dört bir yanından gelen serbest işçiler ve aynı zamanda saraya tabi olan usta ve işçiler de vardı. Herhangi bir din ayrımı yapılmaksızın işinin ehli kimseler ile çalışılmıştır. Özellikle demir işlemeciliği ve su kanalı yapıcılığı ile ilgili alanlarda zamanının en önde gelen ustaları olan gayrimüslim Sanatkarlar işlerini yapmıştır. Bunun yanında Hat sanatının, taş işçiliğinin, cam işlemeciliğinin en nadide ustaları olan müslüman üstadlarda çalışmışlardır.

Oldukça büyük bir kubbeye sahip olan caminin çapı yaklaşık olarak yirmi altı buçuk metredir. Derinliği ise bunun iki katı kadardır.

Zemini dört iri pembe fil ayağı üzerine oturtulup yapılmış bulunan bu muhteşem kubbenin diğer bir özelliği ise tuğla malzemesinin özel olarak tasarlanmış olmasıdır.

Bu büyüklükteki bir yapının ağırlığını kaldırabilmesinin yanı sıra aynı zamanda dayanıklı da olması istenmiş; bu nedenle yapılan tuğla hem hafif hemde kullanışlıdır.

İnşa sırasında kullanılan bir başka teknik ise duvarların inşası sırasındadır. Bu teknik ile duvar sağlamlığı en üst seviyeye taşınmıştır.

Duvarların iç kısımlarında metal bir iskelet sisteminin taşları birbirine bağlayarak aralarına kurşun dökülmesidir.

süleymaniye-camii-mimarisi

Mimar Sinan’ın dehasını bir çok şekilde gördüğümüz caminin, yapımı esnasında içinin aydınlığı için yüz yirmi sekize yakın pencere yapılmasına karşın birçok çırağ da kullanılmıştır. Bu arada caminin girişine yapılan odanın kullanım amacı burada ortaya çıkar; bu oda aydınlatma amacıyla kullanılan çıradan çıkan kurumların toplanarak mürekkep yapımında kullanılmasını ve aynı zamanda da caminin içinin temiz kalmasını sağlar. Dört minaresi ve on şerefesi vardır.

Bu sayıların bir anlamı vardır.

Kanuni Sultan Süleyman, Osmanlı Hanedanlığının İstanbul’un fethinden sonraki dördüncü, ilk padişahtan itibaren sayıldığında onuncu padişahtır.

Kanuni Sultan Süleyman ve eşi Hürrem Sultan’ın türbeleri de burada bulunur. Süleymaniye cami vakıf bilincinin daha fazla yerleşmesini sağlamış ve  İstanbul’un gelişimine  ciddi katkısı olmuştur.

Bir rivayete göre, Mimar Sinan Kanuni Sultan Süleyman’a şöyle söylemiş;   Padişahım sana bir cami inşa ettim ki kıyamet gününde Hallacı Mansur yeryüzünde Makalidi Cibal Demavend dağlarını Hallacın yayından pamuk gibi attığında bu caminin kubbesinde Mansur’un yay kirişi önünde çevgan topu gibi bu rütbe senasını medh eder. Mihrab önünde bir ok atımı yerde bir gülistanı nısfı cihen hıyaban içinde, Süleyman Han’ın meşhedi toprağı nur olsun bir yüksek kubbe altında görülür.

Süleymaniye Camii’ne nasıl giderim?

Ulaşım: Anadolu yakasında oturuyorsanız eğer en kısa ulaşımı Üsküdardan Marmaray’a binip 33dk.da gideceğiniz yere ulaşabilirsiniz.

Kadıköyden ister metro ile marmaraya aktarma yapabilir, ya da Eminönü vapuru ile karşı yakaya geçip, 82, 97A, 97GE, EM1, 38E, 92C hatlarına binerek 12-15 dk.da Süleymaniye camiine ulaşabilirsiniz.

Taksimde Beyoğlu Peron durağından, 48T Hamidiye mahallesi- Taksim otobüsüne binerek de  yaklaşık 20 dk. süren bir yolculuk ile 14.durak olan Süleymaniye Cami durağında inerek gezinize devam edebilirsiniz.

Adres: Süleymaniye Mahallesi, Eminönü Prof.Sıddık Sami Onar cad. 1-45  34116 Fatih – İstanbul

İsTaNBuL DeLiSi ツ

Doğma Büyüme İstanbullu, Doğuştan İstanbul Delisi... Taşı toprağı altın sayılan bir şehir varsa, o da İstanbuL… Her köşe başında farklı bir lezzet, her yerinde tarih, her sokağında bir kedi, dillere destan Boğaz manzarası ile vazgeçemediğimiz şehir. İstanbul'a deli olmamak mümkün mü?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.